Yapay zekâ tabanlı programlar, modern insanın hayatının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Günümüz insanı, yapay zekâ uygulamalarına saatte milyonlarca soru sormaktadır. Peki, verilen bu yanıtların doğruluğunu; sizi yönlendirme, suça sürükleme veya hak kaybına uğratma ihtimalini hiç düşündünüz mü?
Soru-yanıt sistemlerinde yapay zekâ, sorduğunuz soruya bağlı olarak size bir yanıt verir. Bu işlemi, saniyeler içerisinde veri tabanında yaptığı araştırmayı anlamlandırmak suretiyle gerçekleştirir. Böylece kullanıcı, yapay zekânın yanıtını ya doğru kabul eder ya da mantıksız bulur. Fakat sistem her zaman bu kadar şeffaf işlememektedir. Birçok yapay zekâ türü, bağlı oldukları kurumlara özgü hareket etme ve kullanıcılara duymak istediklerini söyleme üzerine kurgulanmıştır. Sonuçta, yapay zekâ da insan eliyle yazılmış bir koddan ibarettir.
Bu durumun en net örneklerini, arkasında büyük şirketlerin bulunduğu dil modellerinde görebiliriz. Örneğin, X platformuyla eş güdümlü çalışan Grok'u ele alalım. X'in sahibi ve Tesla'nın CEO'su Elon Musk, son seçimlerde ABD Başkanı Trump'ı desteklemiş, hatta en yakın ekibinde yer almıştır. Şimdi Grok'a sorulan sorularda, bu belirleyiciliklerden arınmış, tamamen tarafsız bir cevap almayı beklemek ne kadar gerçekçidir?
Benzer bir durum spor dünyasında da yaşanmıştır. 2024 yılında canlı yayınlanan bir programa katılan yapay zekâ destekli bir robota, o yıl hangi takımın şampiyon olacağı sorulduğunda "X" takımı cevabını vermiştir. Aradan yaklaşık 15 dakika geçtikten sonra aynı soruya bu kez "Y" takımı yanıtını vermiştir. Bu ani değişimin nedeni sorulduğunda robot; veri tabanı olarak kullandığı sosyal medya platformlarında, geçen kısa süre zarfında Y takımının daha fazla öne çıktığını belirtmiştir. Bu örnek, yapay zekânın bilgiyi hazırlama sürecinde otonom veya yarı otonom hareket ettiğini ve yalnızca veri tabanındaki anlık analizi yansıttığını göstermektedir.
Sonuçta "sabit komut (prompt)" denilen bir taban üzerinde yükselen yapay zekâyı, kendi yazdığınız komutlarla ne kadar tarafsız bir alana çekmeye çalışırsanız çalışın, sistem temel yönelimlerini asla değiştirmeyecektir. Nitekim yapay zekâya soru sorup aldığı yanıtlarla hukuki yollara başvuran, dava dilekçesi hazırlayan ve açtığı davaları kaybeden sayısız kullanıcı örneğine her ülkede rastlamaktayız.
Peki, yapay zekâ size yanlış cevap verirse yahut sizi algı kurbanı yaparsa, oluşan zarardan kim sorumludur?
Akla ilk gelen "yapay zekâyı üreten şirket sorumludur" yanıtı olsa da durum hukuken bu kadar basit değildir. Yapay zekâlar; yarı otonom, otonom ve bilince sahip varlıklar ayrımında henüz hukuki statüsü tam olarak belirlenememiş bir konumdadır. Dünyanın en büyük altyapısına sahip teknoloji şirketlerinden biri olan Google'ın ürünü Gemini, soru-cevap çalışmasını arama motoru özellikleriyle entegre yürütür. İndekslemede değer verdiği sayfalardaki bilgilere güvenerek size bir yanıt sunar. Tüm yapay zekâlar temelde bu mantıkla çalışır. Google'ın on yıllardır uyguladığı SEO (ve günümüzde GEO) kriterlerine bağlı oluşturduğu bu "güvenilirlik standartları", çok daha tarafsız ve nesnel görünmektedir. Ancak bu durum bile manipülasyon ihtimalini ortadan kaldırmaz. Zira tıklama oranlarını artırmak isteyen bazı web sitesi yöneticileri, indeksleme puanını yükseltmek için çeşitli hilelere (hacklink vb.) başvurmakta, bu da yapay zekâ yanıtlarının güvenilirliğini zedeleyebilmektedir.
Yapay zekâların algı oluşturma potansiyeli; siyasi, ekonomik ve bölgesel menfaat gruplarına hizmet edebilme riski taşıdığı için her zaman tartışmalı bir konudur. Örneğin, seçim süreçlerinde siyasi partilerin yapay zekâ şirketleriyle anlaşıp, kullanıcıları yönlendirici yanıtlar ürettirmeyeceklerinin hiçbir garantisi yoktur. Şirketler bunu reddetse bile, temel kodlarını hiçbir zaman bağımsız denetime açmayacaklarından, bu beyanlar sözde kalmaya mahkûmdur.
Tam bu noktada, insan haklarına aykırı bu tür yönlendirmelerin tespit edilmesi hâlinde ne yapılabileceği sorusu akla gelmektedir. Önceleri yapay zekâların "bu sadece bir analizdir, uzmanlara danışın" şeklindeki uyarıları hukuken bir sorumluluktan kaçış yöntemi olarak görülüyordu. Ancak teknoloji geri dönülemez bir hızla ilerledi ve bu sistemlerin manipülasyona açık olduğu somut olarak anlaşıldı. Bu nedenle, yapay zekâ uygulamalarının kasıtlı yönlendirmesi sonucu zarara uğrayan bir kullanıcının, tazminat talebiyle hukuk yollarına başvurmasının önü yavaş yavaş açılmaktadır. Elbette burada, sorulan sorunun ve alınan yanıtın bağlamı detaylı bir şekilde analiz edilmelidir.
En büyük sorun ise kapsamlı bir yasal altyapının henüz oluşturulmamış olmasıdır. Hatırlanacağı üzere, kripto para piyasası ilk çıktığında yasal altyapı eksikliği nedeniyle birçok mağduriyet yaşanmış, uluslararası iş birlikleriyle bu sorunlar büyük ölçüde giderilmiştir. Soru-yanıt odaklı yapay zekâ uygulamaları için de sürecin bu şekilde ilerleyeceği kaçınılmazdır.
Yapay zekânın sorumluluk alanı sadece metin tabanlı sistemlerle sınırlı değildir. Kırmızı renkli bir afişi "kırmızı ışık" sanıp aniden fren yapan otonom bir aracın yol açtığı kazadaki sorumluluk, en bilinen tartışmalardan biridir. Aynı şekilde, yapay zekâ destekli bir robot süpürgenin evdeki eşyalara zarar vermesi veya akıllı bir televizyonun kullanıcıdan izinsiz ortam kaydı yapması gibi skandallar, bu teknolojilerin güvenilirliğini ve hukuki boyutunu sürekli gündemde tutmaktadır.
Özetle; genel kullanıma açık yapay zekâ programlarının verdiği yanıtları %100 doğru kabul edip buna dayanarak iş yapan (tedavi uygulamak, dava açmak vb.) bir kullanıcının, doğrudan tazminat veya şikâyet hakkı şu aşamada oldukça kısıtlıdır. Ancak, lokal bir konuda kesin çözüm garantisi veren, özel olarak tasarlanmış bir yapay zekâ uygulamasına güvenerek adım atan ve zarar gören kullanıcılar için hukuki sorumluluk doğabilecektir. İlgili alanda henüz spesifik yasalar bulunmasa da genel hukuk kuralları çerçevesinde bir çözüme ulaşmak mümkün görünmektedir.
İşin sosyal boyutu ise şirketleri daha fazla köşeye sıkıştırmaktadır. Yasal altyapı eksikliği nedeniyle haklarını mahkemede arayamayan mağdurlar, seslerini sosyal medyada duyurmakta ve yapay zekâ şirketlerinin itibarını zedelemektedir. Bu baskı, şirketleri sorunu sessizce çözmeye ve zararları tazmin etmeye itmektedir.
Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki teknoloji kendi kurallarını koyarak ilerlemeye devam ediyor; peki, hukuk bu hıza ne zaman yetişecek? Bu hususu da başka bir yazımızda kaleme alacağız.